Blogun sağ sütununda bir süredir arz-ı endam eden Pardus logosu dikkatinizi çekmiştir. Birkaç hafta önce resmi web sitesinden istediğim "Pardus Kurulan CD" dün elime geçti ve kurdum.
İlk izlenimlerimin hemen hepsi olumlu. Arayüze alışıncaya kadar biraz zaman geçecek.
En sevdiğim yanı, herhangi bir işi yapacak bir programa ihtiyaç duyduğunuzda internete girip "bu işi yapacak en uygun program hangisidir, nereden bulunur, paralı mıdır" boğuşmasına girmiyorsunuz. Direkt sistem menülerinden Linux tabanlı işletim sistemleri için o an mevcut olan tüm uygulama türlerine erişip "yükle" deyip yükletiyorsunuz. Genelde açık kaynak kodlu GNU lisanslı ücretsiz programlar kullanılıyor ve bu programlar Windows uyumlu olanlara göre çok daha az disk alanı kaplıyor.
Bir de virüslere bağışık bir sistem olduğu için sizi çalışırken ağır bir anti-virüs programı yükünün altında ezdirmiyor. Bu hem kıyaslanamayacak bir güvenlik, hem de bariz bir hız fazlalığı demek. Tüm online uygulamaları daha hızlı çalışıyor. Sistem arayüzünü özelleştirmek, yeni seçenekler katmak, şu bu gibi konularda o kadar çok seçeneği var ki.
İşletim sistemini kurarken hiç bir donanımı kurmam gerekmedi ve şu an tıkır tıkır çalışıyor hepsi.
Yaz yaz bitmez... İki günlük Pardus keşfimin sonuçları bunlar. Daha keşfedecek çok şeyi olduğunu biliyorum.
15 Ağustos 2009
Pardus
Anlatan:
Barış
Saat:
01:39:00
0
yorum var
Bu kayda verilen bağlantılar
06 Ağustos 2009
Ölümüne Yanılsamalar Serisi-1 : "İşimi Seviyorum"
Sabah uyanıyorsunuz, aslında bir o kadar daha uyuyabilirsiniz. İçinizden, çook derinlerden bir emir geliyor; kalk!
O emre küfrediyorsunuz ama itaat etmemeyi aklınızdan bile geçirmiyorsunuz. Ne için erken kalktınız? Uğruna erken kalkıp yetişmek için azami gayret sarfettiğiniz bu etkinlik ne ki? Yıllardır bu etkinliğe bir gün bile şaşmamacasına katılıyorsunuz. Çok seviyor olmalısınız. Ömrünüzün en verimli 25, 30, 40 yılının gündüzlerini silme bu etkinlikle dolduracak olmanızın başka ne açıklaması olabilir ki, siz işinizi seviyor olmalısınız!
Denklem kuralım; yaşarken ihtiyaçlarımız (bir kısmı gerçek, bir kısmı zorlama) oluyor. Bu ihtiyaçların hepsini kendi çabamızla karşılayamayacağımızdan yola çıkıp iş bölümü yapıyoruz. Sen ekmek pişir, sen ev yap, sen çocuklara ders ver, sen patates yetiştir gibi... İş bölümünde aldığımız bu görevlere de meslek adını veriyoruz. Böyle bir işbölümü olacaksa en iyisi, yetenekli olduğumuz ya da sevdiğimiz işi kapmaktır, öyle değil mi? Ama ben pek o fikirde değilim.
Eğer sevdiğiniz bir işi artık sevmemek istiyorsanız ya da daha kötüsü, nefret etmek istiyorsanız, onu mesleğiniz olarak seçiniz. İnsan aklı farklılıkları algılayıp analiz edebilmek eğilimindedir. Farklılıklar azalınca algı zayıflar. Bilinçli etkinlikler yerini otomatikleşmiş etkinliklere bırakır. Ne yaptığınızı çok farketmeden yapmaya başlarsınız. Beyin, yerini beyinciğe bırakır. Bu bir çeşit yabancılaşmadır aslında. Her gün aynı işi yapıyor olmak bunu getirir. "Ben işimde kendimi geliştiriyorum" diyenler olabilir, onları da düşündüm ve brifing vermeleri için külahımı masanın üzerine bıraktım, çekinmesinler.
İş, sevilemez. Çünkü o iş'tir. Hayatta kalmak için buna zorlandığınızı farketmediğiniz kısa bir süre boyunca onu sevebilirsiniz. Ama bir gün gelir ki, sizi geleceğinizle ve alıştırıldığınız yaşam konforunuzun (yoksa sefaletinizin mi demeliyim) bekasıyla tehdit edip kendisine sımsıkı sarılmanızı zorunlu hale getiren bir yılana dönüşür. O andan itibaren ondan nefret edersiniz. Ama bunu asla ona itiraf edemezsiniz. Ederseniz anında defterinizi düreceğini bilirsiniz. Herkesin bildiği bir sırdır işin sevilemeyeceği, ama bu sırrı açıklayana pek rastlanmaz. Açıklayanlar da tutunamayanlar kontenjanına yollanır, dışlanır. Korkarsınız.
İş yerleri zoraki birliktelik mekânlarıdır. "İş arkadaşlığı" diye fantastik bir kavrama yuvalık eder. İş arkadaşlığı diye bir şey gerçekte yoktur. Yaşam içinde düzenli olarak bir arada bulunulan insanlara "arkadaş" denmesiyle başlayan bir yanlış tanımlamadır. İşyerinde olan ilişkiye arkadaşlık demek acınası bir şeydir. İş denilen zoraki etkinliği yaparken zoraki olarak bir arada tutulan insanlar birbirini gerçekten sevemez. Kendini çaresiz hisseden insanların farkında olmadan içine girdikleri çıkar dayanışmaları haricinde bir yakınlık bulmak olanaksızdır. Neden mi? İş'in doğasından.
Peki neden "işimi seviyorum" nidaları semalarımızda romantik bir şiir gibi, her gün milyonlarca kez yankılanır? Yaşamımızı bu gerçekdışı telkin üzerine kurmuşuzdur çünkü. İnsanca yaşamdan uzak oluşumuzu, yıpranmamızı, sömürülmemizi, harcanmamızı, ömrümüzün altın yıllarını ona verişimizi, mutsuzluğumuzu görmeyip kariyer edinmek, bir iki yanardöner eşyanın sahibi olmak ve arada bir övülüp pohpohlanmak çabasıyla geçen ömrümüzün gözlerimizi kamaştırması için bu kartondan temelin sağlam durması gereklidir. Boşunadır, mutlaka çöker. Ama olanlara başka adlar konup gizlenir.
Evet, "işimi seviyorum!" Çok ağır psikoterapilerdeki telkin cümlelerini anımsatmıyor mu?
İşini sev, yoksa öldürür seni.
Anlatan:
Barış
Saat:
01:20:00
1 yorum var
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: içimi dökerken
21 Temmuz 2009
Ekstrem Spor
A-Hafta sonu rafting yapmaya gidelim mi?
B-Neden ki?
A-Çok eğlenceli
B-Öyle mi? Bilmeden yapmak tehlikeli değil mi?
A-Botu işin uzmanı adamlar kontrol ediyor
B-Peki sen ne yapıyorsun?
A-Eğleniyosun
B-Hımm... Ama o zaman raftingi yapan onlar oluyor, sen konu mankeni oluyorsun
A-Olsun yaa, sen hoplayıp zıplayıp adrenaline tavan yaptırıyorsun
B-Rafting doğa sporuydu, değil mi?
A-Evet, hem de en ekstrem olanından
B-Ben hafta sonu bisiklete bineceğim.
A-Abi, değişiklik yap biraz, her hafta sonu bisiklete biniyorsun, Denizli havalisinde çıkmadığınız dağ tepe, inmediğiniz vadi kalmadı, yetmiyo mu?
B-Neden yetsin ki, tepeleri bitirince bırakacağım dememiştim ki,
A-Yaa anlatamıyorum, değişik tatlar dene, yamaç paraşütü, banci camping, skuba dayving, rafting, kaya tırmanışı. Hem çok kolay abi
B-Çoğu ilgimi çekmiyor ki
A-İnanmıyorum, sen nası bi insansın yaa,
B-Şöyle izah edeyim; raftingde eline bir kürek veriyorlar, bir iki cümleyle yapacaklarını anlatıyorlar ve sonra her şeyi onlar kontrol ediyorlar, sen sadece hoplayıp zıplıyorsun, yamaç paraşütü... Tandem paraşütte adam her şeyi yönlendiriyor, sen adamın kucağındasın, bir şey yaptığın yok, banci camping, seni bağlayıp yoyo gibi salınmaya bırakıyorlar, bir şey yapmıyorsun. Bunların neresinde spor var, pek çözemedim. Dersen ki böbrek üstü bezlerin reaktöre dönüyor, adrenalin seni kıvrandırıyor, o ayrı bi şey. Spor yapıyorum diye kendini kandırmaya gerek yok, masrafa da gerek yok. Rus ruleti oynamanı önerebilirim. Adrenalin kulaklarından fışkırır emin ol.
Bana gelince; bölgede çıkılmadık tepe bırakmamakla ilgilenmiyorum. Her parkurun kendine özgü özellikleri ve zorlukları var. Her birinde başka teknikler öğreniyoruz. Bisikleti seviyorum ayrıca. Adrenalin salgısının çoğaldığı anlar da oluyor elbette, şikâyetçi değilim.
Ama dersen ki, az önce saydığın "ekstrem spor" dallarında anlatacak anım, aleme görünecek fotoğraflarım olsun, buyur devam et.
Şimdi düşündüm, doğa sporu etkinliğinde boy göstereceğim diye parayı bastırsam ve tandem (iki sürücülü) bisikletin arkadaki selesine otursam, sürücü asıl mahareti sergilese ve ben de sadece düzlüklerde pedal basıp işin parçasıymışım gibi yapsam, sonra "mountain biker" kostümlerimle çektirdiğim bin tane fotoğrafla sosyal ortamlarda debelensem nasıl olur diye...
A-Yuhh diyorum abi, sen de amma kasıyosun haaa.
B-Evet, işte tüm bu disiplinli kasma olaylarına da biz spor diyoruz :)
Anlatan:
Barış
Saat:
00:21:00
0
yorum var
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: Bisiklet, içimi dökerken
15 Haziran 2009
Benzeşim, Çağrışım



Etrafımdaki nesneleri bir şeylere benzetiyorum hep. Bu benzeşimleri kalıcı hale getirmek ve paylaşmak lazım arada bir. Monitör ve sürüngen.
Anlatan:
Barış
Saat:
17:23:00
0
yorum var
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: grafik, şundan bundan
12 Haziran 2009
Kedi
Anlatan:
Barış
Saat:
23:14:00
0
yorum var
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: şundan bundan
29 Mayıs 2009
Pagerank
Blog ziyaretçilerimden birinin düzenli olarak blogumun "pagerank"ını ölçtüğünü görüyorum. http://livetr.org/ sitesi üzerinden. Merak uyandırdı. Kim acaba, sakıncası yoksa ses versin.
Anlatan:
Barış
Saat:
02:59:00
0
yorum var
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: şundan bundan
28 Mayıs 2009
27 Mayıs 2009
Dün Olan
Otomobillerin, yaşamı kolaylaştırdığının on katı kadar zorlaştırdığı bir şehirde yaşıyorum. İçlerinde genellikle sadece sürücü bulunan onbinlerce otomobil dar ve eğri büğrü yollarımızı tıka basa dolduruyor ve bir tür çıldırma ayininin hayvandan akılsız parçaları olan bu sürücüler katilim olmak üzere birbirleriyle yarışıyor.
Evimle işyerim arasındaki mesafeyi ihtiyaç duyulan sürede katetmemin tek yolu bisikletle gitmek.
Sağa-sola-ileri-geri bakmadan şerit değiştirenler, önümde aniden duranlar, tali yoldan gelirken sadece dört tekerlileri bekleyip ben geçerken son gaz üstüme sürenler, yol kenarı diye sağ şeridin ortasına parkeden ve sol şeride geçip arkadan gelen amansız araç katarının önüne atlamama neden olanlar, gözleri kapalı araç kullandıklarını düşünmeye başladığım "hanım" sürücüler, karşıya geçmek bahanesiyle patır patır önüme atlayan yayalar...
Tüm bunlar muhtemelen gizli bir anlaşma çerçevesinde beni öldürüp kaza süsü vermek üzere çaba gösteren bir şebeke. Bir paranoya hiç bu kadar gerçeğe yaklaşmamıştı.
Dün yine yaklaşık 1200 badire atlatıp işyerine gittim ve aynı badirelerin ters yönde olanlarını idrak etmek üzere eve doğru yola çıktım. İki yönlü otomobil nehrini aşıp karşı yönden yoluma devam edeceğim. Fırsat kolluyorum, ters yönde ağır ağır ilerliyorum. Karşımdan bir şey geliyor.
Ne mi geliyor? 70-80 yaşlarında bir nine, arkasında içine hurda kâğıt doldurduğu iki tekerlekli bir araba; çeke çeke götürüyor.
Karşılaştık, sağımdan geçmek üzere yol tarafına doğru hamle yaptı. Tam arkasından dev bir kamyon geliyor. Muhtemelen freni ve direksiyonu yok. Freni ve direksiyonu varsa şoförü yok. Zira nine önüne çıkınca istifinde, doğrultu ve hızında zerrece değişiklik yok. Birkaç milisaniye içinde ellerim soğudu, dizimin dermanı çekildi ve kalbim en aritmik şekilde atmaya başladı. Durdum, teyzeee, teyzee, diye bağırıp arkasını işaret ettim. İrkildi, arkasına baktı, kenara geldi biraz. Kamyon neredeyse sürtünerek geçti. Teyze bana "Allah iyiluğuni versin yavrum!" dedi. Aynen böyle! Karadeniz şivesi gibi yani. Yoluna devam etti. Yoluma devam ettim.
İçimde bir şeyler kaynıyor. Teyze orada sinek gibi ezilse ağlayanı olacak mıydı acep? Ağlayanı olsaydı muhtemelen 70-80 yaşında hurda kağıt toplaması gerekmezdi. Teyze! kamyon seni sıyırıp geçti ama beni yerden yere çaldı sanki. Topladın biraz kağıt belki, gittin uyanık bir hurda depocusuna, gerçek fiyatından kırpıp kırpıp üç kuruş verdi sana. Gittin ekmek aldın. Çoğu olmayan dişlerinle çiğnemeye çalıştın. Kalan ömründe o acımasız yollarda, gaza bastıkça köpekleşen sürücülerden bulabildiğin boşluklarda kâğıt toplayabilesin diye. Yok teyze yok, o kamyon beni ezip geçti, perişan etti. Zayıf ve mavi damarlı parmaklarınla, incecik bileğinle çektiğin o araba toplumsal cenaze arabamızdır. Allah hepimizin belasını versin!
Ama sen sadece "Allah iyiluğuni versin" dedin!
Anlatan:
Barış
Saat:
01:58:00
0
yorum var
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: içimi dökerken
22 Mayıs 2009
Anlatan:
Barış
Saat:
00:47:00
0
yorum var
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: grafik
14 Mayıs 2009
Psikolojik Savaş Nasıl Yapılır
Zaman Gazetesi ve Samanyolu Haber'den:
"Okul bahçesindeki büstü yıkan inek sürgün edildi.
Malatya'nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Kadiruşağı köyünde okul bahçesindeki Atatürk büstünü kıran inek başka köye satıldı."
"Sürgün edildi" ironisine dikkat.
Yorum yapmama gerek var mı? Her şey ortada. Ayrıca büst kaidesine bakın. Bu inekcağızın büstü kırması için keçi gibi şahlanıp şiddetle kafa atması gerekir. Yapmış olabilir mi?
Anlatan:
Barış
Saat:
14:52:00
0
yorum var
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: içimi dökerken, şundan bundan
07 Mayıs 2009
Renkli Çaydanlık
Anlatan:
Barış
Saat:
22:42:00
0
yorum var
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: grafik
05 Mayıs 2009
03 Mayıs 2009
17 Nisan 2009
Renklendirme
Anlatan:
Barış
Saat:
02:42:00
2
yorum var
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: grafik
01 Nisan 2009
30 Mart 2009
Biraz Daha Ayrıntı
Anlatan:
Barış
Saat:
22:03:00
0
yorum var
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: grafik
29 Mart 2009
22 Mart 2009
19 Mart 2009
14 Mart 2009
Bitti Sanki
Normal renk, Ambient occlusion, depth pass'leri alıp Photoshop'ta birleştirme konusunda ilk deneyimimdi.
Anlatan:
Barış
Saat:
23:52:00
0
yorum var
Bu kayda verilen bağlantılar
Etiketler: grafik

















